PROF. DR. İLBER ORTAYLI'NIN ''TARİH BOYUNCA TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ'' SEMPOZYUMUNUN BİRİNCİ OTURUMUNDA YAPTIĞI KONUŞMASI
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri, büyükelçilerimiz, sayın komutanlar, hanımefendiler, beyefendiler.
Bu konu üzerinde bir giriş yapmam istendiğinde Ermeni meselesi Batı kamuoyunu niçin meşgul ediyor, bununü zerinde durmak gerekiyor diye düşünüyorum.
Çok sefer, bizim memleketimizde Ermeni meselesinin ele alınışı bir başka açıdan vurgulanmaktadır; Batı kamuoyunun yeterince incelenmediği anlaşılmaktadır. Olaylar çok açıktır; kısaca tekrarlayacağız.
Osmanlı Devleti Ekim 1914’te, Avusturya- Almanya bloğuyla birlikte cihan harbine dahil olmaktadır. Bu müthiş bir askerî hatadır; çünkü, Tannenberg’de Risya’ya karşı galibiyetle çok fazla abartılan Alman, Prusya Fenne Askeriyesinin aslında pek de öyle olmadığı, Eylül sonunda Mann’da ülkelerini kahramanca savunan Fransız ordusu ve onun generallerinin ki, bunlar ilerinin büyük mareşalleri olacaktır, gösterdiği üstünlükle açığa çıkmışken hâlâ triumvira’nın, yani Enver-Talat-Cemal üçlüsünün Alman Fenne Askeriyesi üzerinde bu kadar ısrarla durması ve âdeta savaşa girmezsek bizi yerler gibi Türklere has korkuyla, daimi surette bu gibi sidefiklerimiz vardır; harbe girmeleri, felaketin başı olmuştur.
En seçkin askerler ve komutanlardan müteşekkil Kafkas Kolordusu maalesef erken bastıran kış dolayısıyla “general kış”a karşı hiç hazırlanmadığı için askerlerimiz yaz giysileriyle yaz siperlerinde savaşmak, daha doğrusu donmak durumunda kaldıkları için ordumuz doğru dürüst savaşamadan geri çekilmiştir. Geri çekilirken kendilerini, çoktan teşkilatlanan Taşnak ve Hınçak çeteleri, Ruslara öncülük yaparak, vurucu kuvvet olarak karşı çıkmakta, önden ilerleyerek Müslüman köylerini yakıp yıkmıktadırlar. Bunu, memleketin diğer taraflarında yarattığı infial ve aynı zamanda cephenin gerisini teminat altına almak dolayısıyla hiç tasarlanmayan, hiç tasavvurda olmayan bir tehcir harekatına aniden karar verelmektedir. Zira, Osmanlıkültüründe Ermenilere karşı ne resmî ne dehalk literatüründe ne de folklörde ön yargılaryoktur. Civardaki herhangi bir Hıristiyan millette hatta imparatorluğun içinde yaşayan diğer gayrımüslüm gruplarda, Rumlarda, Yahudilerde bile, Ermeniler hakkında çeşitli şakalar, küçümseyici folklorik hikayeler bulunmasına rağmen bunlar, Türklerde en az derecededir. Kaldı ki, dağınıkolarak yaşadığı ve hiçbir yerde çoğunluğu meydana getirmediği konglomeralar halinde yaşayamadığı için Ermeniler de Anadolu’nun Türkleşmesinden itibaren mevcut hükümran kuvvetle iyi geçinmeyi doğru bir siyasi ve içtimai tercih olarak benimsemişlerdir. Şark Hıristiyanları için de Müslüman ve Türklerle din, adet, gelenekbakımından en çok uyuşan ve benzeşenkavim kendileridir. Bundan dolayı jenosit, soykırımgibi bir suçun gerekli kıldığı tarihi, kültürel alt yapı, Türkler arasında mevcut değildir.
Bütün milletlerin tarihinde Yahudilerle ilgili antisemit inanç, akide kalıpları, dini protesto kalıpları, fıkralar, ön yargılar tonlarla bulunduğu halde, Türkiye’de Ermeniler hakkında benzeri şeyler bulunmaz; çok az sayıdadır ve hatta bazıları sempatiktir.
1915’ten kendi ordusunu bile sevk edemeyecek kadar hazırlıksız olan, çünkü demiryol hattı Ankara’da bitmekte, Lalahan’a kadar ancak bir dekovil hattı uzanmaktadır, mevcut Ermeni tehcirini çok hazırlıksız ve örgütsüz biçimde yapmaktadır Türkiye.
Bazı idari amirler, her zaman böyleleri az bulunduğu için, çok becerikli, çok dürüstçe, olaylara çok hâkim bir biçimde ellerine teslim edilen Ermeni kitleleri alıp öbür sınıra kadar salimen götürmektedirler. Nitekim, Tarsus bölgesindeki Amerikan raporları da bunun böyle olduğunu söylemekte “düzgün olarak Ermeni alayları yola çıkmıştır, Ermeni kafileleri” şeklindedir.
Nitekim, bunların Halep, Şam, Lübnan gibi tehcirin nihaî noktası olan yerlere salimen ulaştırıldığı da belirtilmektedir. Bazı yerlerde idare amirleri Ermenilerin doğuda yaptıklarından dolayı infial halindedirler, doğrusu tehcirin çok düzenli gitmesine de dikkat etmemektedirler.
Ermeni Millî Kurtuluş savaşı 1870’lerden beri kendisi için çok yanlış bir strateji seçmiştir, tıpkı Bulgaristan’daki gibi, Taşnaklarla silahlı komiteler ve çeteler kurarak, etraftaki Müslüman halkı sindirmek ve çoğunlukta olan Müslümanları kaçırarak müstakil Ermenistan’ın topraklarında bir Ermeni nüfus birliği yaratmak. Aslında, 1914 Şubatında Sait Halim Paşa’nın büyük kuvvetler ve ezcümle Rusya’yla imzaladığı Yeniköy Anlaşmasına göre de, doğudaki 6 vilayette muhtar bir idare kurulacak, başına da Norveçli bir vali getirilecektir. Savaşın patlaması dolayısıyla bu proje geri kalmıştır. İşte, bu gibi gelişmeler dolayısıyla da Ermeni siyasî eliti ve önderleri yanlış üstüne yanlış yapmakta, kavimlerini çıkılmaz yollara itmektedirler. Şunu açıkça ifade etmek zorundayız: İmparatorlar ve imparatorluklar doğarlar, büyürler, ölürler. Onları meydana getiren kavimler ve etnik gruplar bunun içinde ya kaderine rıza olur, hayatlarına devam eder, yeni bir simbiyosisle yeni bir kültürel yapı oluştururlar veya tıpkı tarihin üçüncü ve son Akdeniz imparatorluğu olan Osmanlı İmparatorluğu gibi parçalanırken muhtelif etnik gruplar millî bağımsızlık davası peşine düşerler. Ermenilerin de, bilhassa Sırp ve özellikle Yunan ayaklanmasını ve Yunan ayaklanmasına gösterilen beynelmilel desteğe özenerek böyle bir davanın peşine düşüşleri anlaşılabilir. Nihayet, tarihte bir kavmin kendi kaderini çizmek, kendisine verilen tarihî kaderi değiştirmeye gayret etmesi anlaşılacak bir şeydir; anşart ki, bu kaderi değiştirmekte akıllı bir siyasî elit, yeterli bir siyasî strateji takip edilmelidir. Bunu takip edemeyen, maceralara girişen kavimlerin bazı neticelere de katlanmaları gerekir. Bu neticeleri tarihin ileri dönemlerinde saptırmak, başka şeylere benzetmek en azından gülünçtür. Açık bir şeydir; Ermeni siyasî eliti antisemittir, Yahudilikle düşmanlıkları kiliselerinden ve itikatlarından ileri gelir. Dünyada azınlık ve diasporalar halinde yaşayan bu kavmin başlıca modeli Yahudilerdir. Yahudi siyonizmi Ermeni siyasî modelinin özlemidir ve onlar gibi bir vatan kurmak istemektedirler. Oysa, o vatanı kuracak siyonist, elit gibi, seçkinler gibi akıllılar Ermeni politikacılar arasında yoktur. Yine, aynı şekilde Yahudi siyasî elitinin ve Filistin kolonizatörlerinin sabrına ve tekniklerine Ermeni halkı arasında rastlamak da mümkün değildir. Doğu Anadolu’nun vadilerinde çalışkan bir çiftçi ve zenaatkâr bir milletin esasen dünya politikasını çok iyi kavramasına ve bu politikalar çerçevesinde bazı fırsatları değerlendirip bazı şeyleri gerçekleştirmesine imkân yoktur. Nitekim, 1915 tehcirine giden olaylar bunu göstermektedir. Bölgede güdülen komiteci faaliyetleri dolayısıyla yerel komşuları kendilerine düşman olmuşlardır ve 1915 tehciri yürürlüğe konduğu anda en başta onların üstüne saldıranlar civardaki aşiretler olmuştur. Bazı ahvalde yerel halkın tehcire gönderileceklere yardımcı olduğu, çoluk çocuğu sakladığı, hatta bazılarına “lütfen dininizi değiştiriniz, ne olduğunuz mühim değildir; ama, bu sayede tehcirden kurtulursunuz” dediği açık bilinen şeydir. Bu gibi sözde din değiştiren kitlelerin, hatta köylerin Anadolu’da kaldıkları ve bugün dahi yaşadıkları bilinmektedir. Bütün bu olaylara rağmen sayıların üzerinde kavga çıkmaktadır. Öldürülen Ermenilerin rakamı üzerinde bir kanaat hâsıl olmamıştır. Burada anlatılan bazı hikâyeler abartmadır, bazıları doğrudur. Ermeni tehciri, bizim Osmanlıca, Arapça bir kelimeyle mukatele ile ifade edilebilir, iki kavmin birbirini katletmesi. Çok defa Ermeni kafilelere eşlik eden asker taburları saldıracak Taşnakların saldırısından emin olmadıkları için bu kafileleri salimen götürmeye yanaşmamaktadırlar, çekinmektedirler ve iç harbin havası içinde korkudadırlar; zira, asker bir iç harbin elemanı değildir, doğrudan doğruya iki düşman cephede savaşmak üzere eğitilmiş bir ferttir.
Ermeni olayları sırasındaki ölümler 20 000 ilâ günümüzde 1,5 milyona kadar uzatılan bir rakamla ifade edilmektedir. Bunları saymak, tespit etmek mümkün değildir. Çok defa “Türk arşivleri açılmadı” gibi bir söze, maalesef arşivlerin ne olduğunu bilmeyen bürokratlarımız ve ilgili kişiler de cevap verememektedirler. Bu arşivlerden Ermenilerin katledildiğini veyahut katledilmeden çok jenosit, soykırım gibi bir fiille ortadan kaldırıldığını ispat etmek mümkün değildir; çünkü, jenosit gibi bir suç ne o günkü Osmanlılar için ne de savaştan sonraki Türkler için söz konusu değildir. Jenosit, İkinci Cihan Savaşından sonra büyük Yahudi kırımı artı, Çingene kırımı artı, bazı Slavların yok edilmesi için konmuş bir suçtur. Bunu bu tarafa teşmil etmenin imkânı yoktur.
6 milyona yakın Yahudi, 1 milyona yakın Çingenin tamamen ırkî özellikleri ve hasletleri yüzünden katledildiği bir dünyada trajik bir biçimde yıkılan ve kavimlerin birbirleriyle boğazlaştığı Osmanlı İmparatorluğundaki faciaları bu olaya benzetmenin tarihçilikle de insanlıkla da, o harpte ölen ve belki de şimdi yaşayıp aramızda bulunabilecek olan insanlarla, yani o günün çocuklarıyla bir alakası yoktur. Doğrudan doğruya ikinci harpte Nazilerin soğukkanlı mezalimine Ermeni olaylarını benzetmenin aslında normal bir vicdan tarafından kabul edilmesi de mümkün değildir. Hiç kimse 1915’te çok sakin bir ortamın var olduğunu ileri sürmüyor; 1915 korkunç gelişmelerle kilitlenen bir tarihin patlak verdiği noktadır. Orada ölenler, öldürülenler her iki taraftandır ve o arada kavga sadece Ermenilerle, Türkler, Kürtler, Çerkezler arasında değildir, Karadeniz’deki Pontus buna dahildir ve hatta hepinizin bildiği gibi, son anda Arabistan ahalisinde bazı eşair bile ayaklanmıştır. Dolayısıyla, bu harbin bir imparatorluğun yıkılışındaki faciaları ve kavimler boğazlaşmasını bu tür bir holocausta, yani soykırımına benzetmek lüzumsuzdur.
Soykırım bir sürekli suçtur, kültürel bir yapı ister. Soykırımdan dolayı Hitler de suçludur Luther de ve geleceğin Almanları da. Soykırımdan dolayı sadece Vichy Fransa’sı değil, geçmişteki Fransız kültürü, gelecekteki Fransızlar da mesuldür. Böyle bir sorumluluğu Türklerin üzerine almayı, böyle bir suçla suçlanmayı hak etmedikleri çok açıktır. Eğer gelecekteki torunlarımıza böyle haksız bir suçlamayı bırakmak istemiyorsak, bununla sonuna kadar direnerek uğraşmamız gerekir.
Nihayet, şunun üzerinde ısrarla durmak gerekir: Niçin Ermeni meselesi? Bazılarımızın zannettiği ve çok tekrarladığı gibi, gelişen Türkiye’yi kıskanan ve tahammül edemeyen bazı güçlerin bir komplo teorisi olarak bu gibi yaftaları önümüze çıkardığı söylencesine doğrusu çok itibar edemeyiz. Bunda bir gerçek payı da olabilir, Türkiye’nin yakın komşularının, Kıbrıs çıkarması gibi olaylardan mutazarrır olan bazı kuvvetlerin bu olayların üzerinde durduğu, mesela, o güne kadar komşu Ermenisi hiç aklına gelmeyen bazı Yunanlıların, bilhassa emekli diplomat ve askerlerin bu işlere gönüllü soyunarak Ermenici oldukları görülebilir.
Nihayet, soykırımın doğrudan doğruya Ermeni propagandasının bir başarısı olduğunu düşünmek de çok doğru değildir. Bu ancak doğruluk payı olan bir gerçektir. Şüphesiz ki, harcanan paralar ve faaliyetler Ermeni meselesini dünyaya bir nebze tanıtmıştır; ama, unutmayın ki, birinci harpten sonra Ermenileri batıda “zavallı Ermeni” diye artık hafif tertip alaya almaya bile başlamışlardı.
Ermeni meselesinin tekrar ortaya çıkmasında batıda başlıca iki neden rol oynamaktadır. Birincisi, uyuşturucu trafiğinin faturasının Türkiye’ye çıkarılması. Her orta sınıf ailede bir kurbanın uyuşturucu elinde olduğunu düşünürsek Batı Avrupa’da, kitleler haritada yerini bile bilmedikleri bir memlekete ve onun halkına karşı hınçlandırılmaktadırlar; ama, asıl önemlisi Yahudi soykırımından, Çingene soykırımından dolayı tarihî bir vicdan muhasebesi yapan ve bunun hesabını veremeyen Alman, Avusturya ve Fransa entelektüel kamuoyu bir vicdan temizliğine gitmekte kendilerine tarihî bakımdan bir başka suç ortağı aramaktadırlar. Yani, Hitler çok itibar edilecek bir lunatik değildir tabiî ve her zaman bu gibi şeyleri söylerler; ama, ne yazık ki, aynı tip bir muhakeme bu çevrelerde de kullanılmaktadır, Yahudileri fırınlayan sadece bizim amcalarımız ve babalarımız değil, aynı zamanda Ermenileri fırınlayan Türklerin dedeleri de böyle adamlardı gibi bir vicdanı rahatlamaya gitmektedirler.
Fransa’da İvterno ve Almanya’da Tessa Hofman gibi iki tane gönüllü Ermeni tezi savunucusunun yazdıklarında bunu görmek mümkündür. Mesela, Tessa Hofman çok popüler bir kitap olan “Ermenistan’a Yakınlaşma” adlı bir broşüründe pekala da hoşça bir Ermenistan tarihi çizmektedir; 1915 olaylarına geldiği zaman tabiî ki saçmalamaya başlamakta ve bu kompleksini ortaya koymaktadır. Verdiği bir örnekle işin ne kadar lunatik, çılgın çizgilere gittiğini görmek mümkündür. Türkler 1915’te Trabzon’da Ermenileri yok etmek için gaz odası kurmuşlar. Şimdi, 1915’te Türkiye gibi bir memleket gaz odası kuracak, yani bunun teknolojisine sahip, düşünebiliyor musunuz bunu ve bunu da Trabzon’da kuracak!.. Üstelik, herkes bunu çok iyi bilir; bitten kırılıyorduk, etüv makinemiz yoktu; nerede ki Ermenilere gaz vereceğiz! Bu, tabiî, artık, hezeyandır, bir histeryadır; bunun arkasında bazı duyguları aramak gerekmektedir. Nitekim, propagandaya karşı çıkanlar, resmî Türk organları ve ondan sonra bazı Türk araştırmacılardan sonra, bazı saygın Yahudi bilginler de Ermeni tehcirinin, tehcir olduğunu, burada katliamlar dizisinin bulunduğunu, her iki tarafın da birbirini kestiğini, fakat, burada, bir jenosidin söz konusu olmadığını söylemeye başladıkları zaman, Ermeni lobisi ayağa kalkmıştır ve bunun ilk örneği Fransa’daki bir hâkimin Bernard Luis’i 1 Frank cezaya mahkûm etmesidir. Yani, demek ki, sabahtan akşama dosya bakmaktan iflahı kesilen hâkim bu meseleleri Bernard Luis’ten daha iyi biliyor. Bir mahkeme, ilmî konularda karar vermeye başladığı an, tabiî, işin tadı kaçıyor, arkasından parlamento kararları geliyor. Nitekim, bazı şeylerin üzerinde ısrarla durmamız gerekiyor; Bernard Luis’i desteklediği için, şimdi Kolej de France üyesi olan, Fransa’nın seçkin bilginlerinden Jilveynştayn’ı da feci şekilde hücuma uğramıştır ve kendisi Kolej de France seçildiği zaman, onu tasdik etmeyin diye reisicumhura gidilmiştir. Jac Cirac da demiş ki, buraya tasdik edilmeyen, üyeliği tasdik edilmeyen, tarafımızdan, bu makam tarafından en son adam 1880’lerde Ernest Renan idi. Dolayısıyla, o iş de oradan geçince, bu sefer açılış töreninde içeri girip çirkin bir protesto yapılmaya kalkıldı.
Şunun üzerinde ısrarla durmamız gerekiyor: Ermenistan komşumuz, büyük güçlükler içinde yaşıyor. Bu kavmin milliyetçiliğini sureti katiyede Yahudilerin ve Siyonistlerinkiyle mukayese edemeyiz. Dış propagandaya çok açıklar ve sıkıntılı hayat şartlarına dayanamıyorlar. Ermenistan’la Türkiye’nin iyi geçinmesi ve o devlete toprakları himaye etmesi gerekiyor. Meselelerin üzerinden gelmemiz için, en kısa zamanda Ermeniler ve Türklerin bir araya gelip, bu konularda anlaşması lazım. Şu anda, maalesef, Ermeniler Türklerle bir araya gelmekten çekiniyorlar; galiba buraya da gelmeyecekler. Halbuki, bunun gerçekleşmesi lazım ve bir an evvel tarihimizi birlikte tartışmaya başlamamız gerekiyor. Zira, Ermeni-Türk tarihî çok hazin bir biçimde üçüncü şahısların, yani, bu işe ya parayla ya da lunatik duygularla, mecnunca duygularla kendini kaptırmış üçüncü şahıslara aittir ve onlar her şeyi yapabiliyorlar, Trabzon’da gaz odası bile kurdurtabiliyorlar. Bu, son derece de tehlikelidir. Bunu ortadan kaldırmak lazım. Çünkü, ihtilafın en önemli çözüm yolu safhası, taraflar arasındaki bir görüşme, bir karşılaşma, problemleri açıkça ortaya koymaktan ileri gelir.
Saygılarımı sunarım.
KAYNAK
Türk Parlamenterler Birliği'nce 13-14 Nisan 2001 Tarihlerinde TBMM'de Düzenlenen "Tarih Boyunca Türk-Ermeni İlişkileri'' Sempozyumu.